Alay etmenin cezası
1 sayfadaki 1 sayfası • Paylaş •
Alay etmenin cezası
Gavs-ül-Memdûh hazretleri
bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu.
O da;
"Gitmedim efendim" deyince;
"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.
İşâret ettiği yöne baktığında
yemyeşil bahçeleriyle
Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;
Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca
rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;
"O köy buraya uzaktır
görünmez efendim." diye cevap verdi.
Bunun üzerine;
Doğu tarafına bak!" buyurdu.
O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında
Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor
talebelerle alay ediyordu. [/size]
Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.
O da;
Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.
Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle
ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki
birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı
fakat Gavs-ül-Memdûh;
"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca
durdu.
Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.
adamdan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi
yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş
diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü
ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi;
Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken
birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.
Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı
Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi
bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu. O da;
"Gitmedim efendim" deyince;
"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.
İşâret ettiği yöne baktığında
yemyeşil bahçeleriyle
Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca
rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;"O köy buraya uzaktır
görünmez efendim." diye cevap verdi. Bunun üzerine;
Doğu tarafına bak!" buyurdu.
O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında
Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor
talebelerle alay ediyordu. [/size]Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.
O da;
Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.
Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle
ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki
birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı
fakat Gavs-ül-Memdûh;"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca
durdu. Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.
adamdan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi
yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş
diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü
ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi; Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken
birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı
Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi
NuR-38- ADMİNİSTRATOR

-

Mesaj Sayısı: 28
Yaş: 17
Nerden: ----
Kayıt tarihi: 05/11/08
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz





